Başakşehir'de Eğitim Yuvasında Yaşanan Kan Donduran Anlar
İstanbul'un en yoğun nüfuslu ve hızla gelişen ilçelerinden biri olan Başakşehir'de, sabah saatlerinde eğitim camiasını ve velileri derinden sarsan, kan dondurucu bir şiddet olayı meydana geldi. İlçe merkezinde bulunan ve yüzlerce öğrencinin eğitim gördüğü bir lisenin kapısında, ders zilinin çalmasına dakikalar kala öğrenciler arasında henüz bilinmeyen bir nedenle sözlü tartışma başladı. Bu sözlü gerilim, saniyeler içinde fiziksel bir arbedeye ve ardından akılalmaz bir bıçaklı saldırıya dönüştü. Olayın baş aktörü konumundaki 15 yaşındaki kız öğrenci, yanında okula getirdiği kesici aletle tartıştığı akranına acımasızca saldırdı. Çevredeki diğer öğrencilerin çığlıkları ve çaresiz bakışları arasında gerçekleşen bu vahim olay, okulların artık eğitim yuvasından ziyade güvenlik açıklarının test edildiği birer suç mahalline dönüşmeye başladığı gerçeğini acı bir şekilde yüzümüze çarptı.
Olayın hemen ardından okul yönetimi ve özel güvenlik görevlileri duruma müdahale etmeye çalışırken, çevredeki vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Yaralanan öğrenci hızla en yakın devlet hastanesinin acil servisine kaldırılarak tedavi altına alınırken, saldırıyı gerçekleştiren 15 yaşındaki kız çocuğu, olayda kullandığı suç aletiyle birlikte Başakşehir İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı Çocuk Şube Amirliği ekiplerince gözaltına alındı. Sabahın erken saatlerinde çocuklarını okula bırakan ve olaya bizzat şahit olan veliler ise büyük bir panik ve sinir krizi yaşadı. Bu olay, sadece yerel düzeyde bir asayiş sorunu olmaktan çıkarak, ülke genelindeki tüm okullarda güvenlik önlemlerinin ne kadar yetersiz olduğunu ulusal basının manşetlerine taşıdı.
Akran Zorbalığı ve Okullarda Önlenemeyen Şiddet Sarmalı
Bu sarsıcı olayın tarihsel ve sosyolojik arka planına bakıldığında, aslında yaşananların sadece bir anlık öfke patlaması değil, okullarda uzun süredir için için kaynayan "akran zorbalığı" krizinin tehlikeli bir dışavurumu olduğu açıkça görülüyor. Son yıllarda Türkiye genelindeki eğitim kurumlarında, öğrencilerin birbirlerine uyguladıkları psikolojik ve fiziksel şiddet vakalarında dramatik bir artış yaşanıyor. Özellikle dijital çağın getirdiği sosyal medya baskısı, şiddet içerikli dijital oyunların yaygınlığı ve popüler kültürde mafyatik karakterlerin yüceltilmesi, henüz kişisel gelişimini tamamlamamış olan 14-17 yaş aralığındaki ergenlerin agresif ve kural tanımaz davranış modelleri geliştirmesine doğrudan zemin hazırlıyor. Eskiden okul bahçelerinde itişip kakışmayla sınırlı kalan öğrenci kavgalarının günümüzde bıçakların çekildiği adli vakalara dönüşmesi, toplumsal yozlaşmanın eğitim sistemindeki en tehlikeli yansımasıdır.
Bölgesel ve küresel yansımalara bakıldığında, benzer "okul şiddeti" vakalarının sadece bizim ülkemize özgü bir sorun olmadığı, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinde de eğitimcilerin en büyük kabusu haline geldiği biliniyor. Ancak gelişmiş ülkeler, okullara kurdukları entegre güvenlik sistemleri, metal dedektörleri ve her okulda görev yapan tam zamanlı psikolojik danışmanlar ile bu krizin önüne geçmeye çalışırken; ülkemizde maalesef güvenlik prosedürleri genellikle olay yaşandıktan sonra sadece kağıt üzerinde güncelleniyor. Başakşehir'deki bu lisenin kapısından içeri bir öğrencinin nasıl bu kadar kolay ve rahat bir şekilde kesici alet sokabildiği sorusu, hem okul idaresinin hem de genel eğitim politikalarının acilen ve ciddi bir şekilde masaya yatırılmasını, radikal kararlar alınmasını zorunlu kılıyor.
Uzmanlardan Çarpıcı Uyarı: "Güvenlik Zafiyeti ve Psikolojik Çöküntü Bir Arada"
Olayın duyulmasının ardından eğitimciler, akademisyenler ve psikoloji uzmanları peş peşe sert açıklamalar yaparak konunun ciddiyetine dikkat çektiler. Uzun yıllardır çocuk ve ergen psikolojisi üzerine çalışmalar yürüten Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Yılmaz, olayın psikolojik boyutunu değerlendirirken şu çarpıcı ve uyarıcı ifadeleri kullandı: "Bugün 15 yaşındaki bir kız çocuğunun çantasında defter ve kalem yerine bıçakla okula gitmesi, toplum olarak nerede çuvalladığımızın en acı göstergesidir. Bu çocuklar öfkelerini yönetemiyor, empati kuramıyor ve en ufak bir sorunu şiddetle çözmeyi bir güç gösterisi olarak algılıyorlar. Eğer Milli Eğitim Bakanlığı, okullardaki rehberlik hizmetlerini formalite olmaktan çıkarıp gerçek bir erken uyarı sistemine dönüştürmezse, bu tarz kan donduran şiddet olaylarını ne yazık ki daha çok konuşuruz." Uzmanın bu sözleri, sorunun temelinde güvenlik açığı kadar, derin bir ruhsal çöküntünün de yattığını kanıtlıyor.
Hukuki açıdan ve cezai ehliyet bağlamında süreci değerlendiren İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi uzmanları ise, suça sürüklenen çocukların rehabilitasyon sürecinin önemine vurgu yapıyor. Türk Ceza Kanunu'na göre 15 yaşındaki bir bireyin cezai ehliyeti bulunsa da, bu yaştaki bir çocuğun kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmesinin onu ıslah etmek yerine genellikle daha profesyonel bir suçluya dönüştürdüğü bilinen bir gerçektir. Uzmanlar, saldırıyı gerçekleştiren öğrencinin adli sürecinin yanı sıra, derhal çok sıkı bir psikiyatrik tedaviye ve denetimli serbestlik benzeri bir sosyal rehabilitasyon programına dahil edilmesi gerektiğini savunuyor. Aksi takdirde, sistemin bu çocukları kendi kaderlerine terk etmesi, gelecekte çok daha büyük asayiş sorunlarının tohumlarının atılması anlamına geliyor.
Velilerin Endişeli Bekleyişi ve Geleceğe Dair Korkutan Senaryolar
Başakşehir'de yaşanan bu dehşet verici vaka, sadece o okulda çocuğu bulunan aileleri değil, tüm Türkiye'deki milyonlarca veliyi derin bir korkuya sevk etti. Olayın hemen ardından velilerin kendi aralarında kurdukları WhatsApp iletişim gruplarında tam bir infial yaşandığı, birçok ailenin okul önlerinde özel güvenlik ekiplerinin sayısının artırılması ve x-ray cihazlarının takılması yönünde imza kampanyaları başlatmaya hazırlandığı öğrenildi. Aileler, çocuklarını devletin korumasına emanet ederek okula gönderdiklerini, ancak mevcut şartlarda okul kapılarının dahi temel bir can güvenliği sağlayamadığını belirterek, İçişleri Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı'nın ortak ve acil bir eylem planı hazırlamasını talep ediyor. "Bugün o bıçak başkasının çocuğuna, yarın benimkine çekilebilir" endişesi, ebeveynlerin haklı isyanının temelini oluşturuyor.
Eğer bu tür şiddet olaylarına karşı devlet kademelerinden radikal, vizyoner ve önleyici adımlar atılmazsa, gelecekte bizi çok daha karanlık senaryoların beklediği su götürmez bir gerçek. Önümüzdeki dönemde okullarda artan şiddet vakaları nedeniyle, maddi durumu elveren ailelerin çocuklarını devasa duvarlarla korunan ve sıkı güvenlik önlemleri olan özel okullara yönlendirmesi, bu durumun da eğitimde halihazırda var olan fırsat eşitsizliğini iyice derinleştirmesi bekleniyor. Daha da kötüsü, kendini okulda güvensiz hisseden öğrencilerin, kendilerini korumak adına okula kesici veya delici aletlerle gitmeyi bir zorunluluk, bir "hayatta kalma" kuralı olarak benimsemesi tehlikesidir ki, bu senaryonun gerçekleşmesi okulların tamamen birer "suç üreten kapalı cezaevine" dönüşmesi anlamına gelir.
Nededine Yorumu:
Bizim zamanımızda okulda yaşanan en büyük şiddet olayı tebeşir fırlatmak veya silgi tozuyla arkadaşı boğmaya çalışmaktı; şimdi bakıyoruz da yeni nesil, liseyi Teksas sınır kasabasına, okul kapılarını da gladyatör arenasına çevirmiş! 15 yaşındaki bir kız çocuğunun sabah uyanıp, saçını tarayıp, kahvaltısını yapıp sonra da sırt çantasına geometri cetvelinin yanına "kavga çıkarsa saplarım" diyerek bıçak atması, ekranlarda sabahtan akşama kadar yayınlanan mafya dizilerinin bize sunduğu kusursuz bir eserdir. Yetkililerin okul kapısına x-ray cihazı koymasını falan beklemeyin dostlar; en iyisi çocukları okula yollamadan önce çelik yelek giydirin ve temel hayatta kalma eğitimleri verin. Zira eğitim yuvasında müfredat artık matematik veya fizikten değil, düpedüz sokak dövüşü ve hayatta kalma sanatından oluşuyor! Allah sonumuzu hayretsin inşallah
